Hediye, hata, dönüş... - Hamza Kie
Hiçbir belediye başkanı ya da meclis üyesi yalnızca kara kaşı, kara gözü için transfer edilmez. Siyasette yaşanan bu tür saf değiştirmelerin asıl sonucu, seçmenin siyasete ve sandığa olan inancını aşındırmasıdır. Mesele, yalnızca bir siyasetçinin parti değiştirmesi değil, seçmende "Sandıkta seçiyoruz ama sonunda ne oluyor?" duygusunun yaratılmasıdır.
Cemil Tugay'ın AKP rozeti takacağı söylendiğinde, "Bu kadarını da yapmaz" diye düşünülüyordu. Çünkü daha düne kadar kendi ağzından çıkan cümleleri biliniyordu. İnsanın kendi sözleri bile kendisine yabancılaşabilirken utananlar, dostları oluyor. Çünkü yabancılaşmayla beraber o kişide utanma duygusu da kalkıyor.
Cemil Tugay'ın bugünkü siyasi noktaya gelişinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun tartışmasız bir imzası vardır. "Partimizi iyi temsil eder" diyerek aday gösteren Kılıçdaroğlu'dur. Kılıçdaroğlu dönemindeki aday belirleme anlayışının, örgüt ve tabanla bağdan çok özgeçmiş ve kişisel değerlendirmeler üzerinden yürütüldüğü yönündeki eleştiriler ayrı bir tartışma konusudur.
SİYASAL TUTARSIZLIK
Bugün ise Tugay'ın geçmişte başkaları için koyduğu siyasi ve etik ölçüler, kendi tercihiyle karşı karşıya gelmiştir.
Tugay, 2025 yılında "Kafamıza estiği zaman o partiden bu partiye geçecek insanlar değiliz" demişti. Bir belediye başkanının, kendisini seçen partinin oylarıyla göreve geldikten sonra parti değiştirmesini etik bulmadığını söylemişti. "Bir insan CHP'den ayrılıyorsa, aynı zamanda belediye başkanlığından da istifa ederse bu kabul edilebilir kişisel bir karardır" diyerek ölçüyü kendisi koymuştu.
AKP'ye geçme ihtimali için "Milyonda bir bile olsa ihtimal yok" dedi. Bir başka açıklamasında "Ben böyle bir insan değilim" ifadesini kullandı. 2025 yılının sonlarında ise daha da açık konuştu: "Eğer partimden ayrılırsam, bilinsin ki ben aynı gün belediye başkanlığından da ayrılırım."
29 Ocak 2026'da AKP'nin yönetim anlayışıyla kendi dünya görüşünün uyuşmadığını söyleyen de yine kendisiydi.
Bugün Cemil Tugay AKP'dedir. Üstelik rozetini cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden almıştır.
Elbette insanın siyasi düşüncesi değişebilir. Demokratik siyasette bunun yeri vardır. Ancak kişinin kendi koyduğu ölçüyü başkalarına uygulayıp kendisi için askıya alması, ciddi bir siyasal tutarsızlıktır. Tugay'ın siyasi çizgisindeki değişim, küçük bir zikzak değildir. 18 Haziran'da CHP'den istifa ettiğinde bağımsız olarak görevini sürdüreceğini söyledi. Temmuz ayında AKP'ye geçmeyeceğini, bunun uydurma olduğunu ve siyasi çizgisinin belli olduğunu açıkladı. Ağustos ayında ise "Şu an bir partiye geçme durumum yok" diyerek daha ihtiyatlı bir dil kullanmaya başladı.
'İKTİDARIN BELEDİYEYE LÜTFU'
Ardından deprem riski, kaynak ve yetki yetersizliği gündeme geldi. Bir belediye başkanının daha fazla yetki ve kaynak istemesi elbette doğaldır. İzmir'in deprem riski de gerçektir. Belediyelerin merkezi yönetimle uyum içinde çalışmasının bazı hizmetleri kolaylaştırabileceği ileri sürülebilir. Ancak "uyum" adına siyasi aidiyetin değiştirilmesini normalleştirmek, demokrasinin temel mantığını tersine çevirir.
Çünkü kamu hizmeti, iktidarın belediyeye lütfu değildir. Merkezi yönetimin görevi, hangi partiye oy verdiğine bakmaksızın bütün belediyelere hukukun ve kamu yararının gerektirdiği ölçüde kaynak ve hizmet sağlamaktır. Aksi durumda seçim, yurttaşın iradesini ortaya koyduğu demokratik bir mekanizma olmaktan çıkar; hizmet dağıtımının siyasi pazarlığa dönüştüğü bir düzene evrilir.
Bu nedenle kaynak ve yetki gerekçesi, Tugay'ın daha önceki açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde ikna edici olmaktan uzaktır.
YARGI SOPASI, SEÇMENİN İNANCI
Özgür Özel'in son günlerde dile getirdiği, Tugay'a yönelik baskı ve dosya üzerinden korkutulması iddiası ise ayrıca araştırılması gereken ciddi bir iddiadır.
İddia doğruysa sorun yalnızca Cemil Tugay'ın kişisel tercihi olmaktan çıkar. O zaman karşımıza, muhalefet içinde korku ve çaresizlik duygusunu büyüten; seçmene, "Oy veriyorsun ama sonuçta hiçbir şey değişmiyor" duygusunu yerleştiren daha geniş bir siyasal yöntem çıkar. Böyle bir ihtimal, demokrasi açısından ciddiyetle ele alınmalıdır.
Yerel kaynakların ve kamu imkânlarının siyasal tercihler üzerinde etkili bir araca dönüştürülmesi meselesi ise ayrıca tartışılması gereken bir başlıktır.
Sonuç olarak Tugay'ın bugünkü tercihi, kendi geçmiş sözleriyle açık bir çelişki oluşturuyor. Tugay, Kılıçdaroğlu'nun armağanıydı. Özel'in tercihiyle İzmir'in başına geldi. Sonunda Erdoğan'ın elinden AKP rozetini aldı. Geriye, dün söylediği kesin cümlelerin bugün nasıl açıklanacağı kalıyor. Çünkü bazen bir siyasetçiye söylenebilecek en ağır söz, kendi sözlerini önüne koymaktır.
HAMZA KİE
EĞİTİMCİ, YAZAR
Kaynak: Cumhuriyet