İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.083.682 ▲ %0,22
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Yaşam

Yerel seçimlerde aday kimliği ve siyasi dönüşüm tartışması

Son iki yerel seçimde CHP'li adayların başarısı ve ardından yaşanan parti değişimleri, siyasetin yönü ve adayların ilkeleri üzerine tartışmaları beraberinde getirdi.

Son iki yerel seçimde, yerel halkın iktidarın çeşitli alanlarda yarattığı mağduriyet ve mutsuzluğu yeni bir açılım ve umut olarak gördüğü CHP'li adaylara yöneldiği gözlemlendi. Her iki seçimde de ayrımcılığın, tekçiliğin ve yandaş kayırmanın karşısında toplumsal olarak kapsayıcı ve yeni bir dönem vaadi öne çıktı. Seçmen bu yeni dönemi deneyimlemeyi seçti. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi uzun yıllar sonunda AK Parti'den alınan yerlerde başarılı sosyal politikalar ve halkı koruyan kamusal düzenlemeler karşılık buldu.

Bu süreçte iktidarın baskı yöntemlerinin de değiştiği belirtiliyor. Son dönemde peş peşe yaşanan transferler, siyaset insanları dönüştürür mü sorusunu gündeme getiriyor. Toplumu daha iyi olanla, hak ettiği hizmetle etkilemek, geliştirmek ve dönüştürmek siyasetin amacı olmalıyken, siyasetin başkanları dönüştürdüğü bir sebep-sonuç döngüsünün içinde olunduğu ifade ediliyor. Kişinin hangi partiden, hangi ideolojiyle ve programla seçildiğinin, halkın ihtiyaçları için verilen sözlerin belirleyici olması beklenir.

Bu kavrayışla çıkılan yolun, özellikle kendisini seçmemiş olanların tercihine saygıyı da içermesi gerektiği vurgulanıyor. Kendisine en az oy verenlerin tamamını kapsayan eşit ve adil bir yönetim bu saygının gereği olarak görülüyor. Bambaşka vaat ve icraatları olana yönelişin ancak seçilenin önceliği kendi kariyeri, çıkarı, ihtirasları ve nihai makamsa mümkün olabileceği belirtiliyor. Korku ise başka bir dürtü olarak değerlendiriliyor.

Korkutulabilmeyi, tehdit edilebilmeyi olanaklı kılan bir açığı olmayan kişinin, siyasete girerken talip olduğu gömleğin güncel ve dönemsel olarak nelere direnmeyi gerektireceğini kavraması gerektiği ifade ediliyor. En azından aday olurken neyi göze aldığını bilebilecek öngörü ve kavrayıştan yoksun adayın tüm niteliklerinin sorgulanmayı hak ettiği belirtiliyor. Mevcut olana alternatif üreterek değişimden parti değişimine insanın hangi kimliğini koruduğu, hangi ilkelerinden vazgeçtiği sorusu gündeme getiriliyor.

Zülfü Livaneli'nin dostlarından bahsettiği metinde iki büyük dostunun birbirine benzeyen öyküsü anlatılıyor. Biri müziğini Yunanistan'ın direniş hafızasına dönüştüren Mikis Theodorakis'tir, diğeri Kırgız bozkırlarından dünya edebiyatına açılan Cengiz Aytmatov. İkisine de ülkelerinin cumhurbaşkanlığı önerilmiştir. İkisi de farklı ama aslında benzer ve tutarlı gerekçelerle kabul etmemiştir.

Theodorakis'e öneriyi dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis götürmüştür. Zülfü Livaneli'nin tanımıyla Theodorakis, doğru bildiğini dile getiren politik bir sanatçıdır. Bir siyasetçinin uzlaşma aramasını anlayabileceğini, ancak sanatçının tavrının net olması gerektiğini söyleyerek teklifi kabul etmek için bir koşul öne sürmüştür: ABD Başkanı George W. Bush Yunanistan'a gelirse onu karşılamayacak, onunla görüşmeyecek ve elini sıkmayacaktır. Makamın gerektirdiği protokol ile sanatçının antiemperyalist tutumunun uzlaşmayacağını bilerek bu makamı neden seçmeyeceğini anlatmanın incelikli ve kuvvetli ifadesi olarak değerlendiriliyor.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından kurulan bağımsız Kırgızistan'ın cumhurbaşkanlığı için düşünülen ilk isimlerden biri Aytmatov'dur. O ise yazar olarak kalmayı tercih etmiştir. Livaneli'nin sözleriyle, halkının manevi cumhurbaşkanı olmak ona yetmiştir. Ne Aytmatov ne de Theodorakis siyasetten uzak, dünyaya yukarıdan bakan tarafsız sanatçılardır. Aytmatov Sovyetler Birliği'nde halk temsilciliği yapmış, Gorbaçov'un danışmanları arasında yer almış, ardından ülkesini büyükelçi olarak temsil etmiştir. Theodorakis milletvekilliği ve bakanlık yapmış; faşist Albaylar Cuntası'na karşı mücadele etmiş, hapis ve sürgün yaşamıştır.

Bu örnekler ışığında, CHP'den ya da farklı bir muhalif partiden seçilen ve halkın iradesini yok sayan başkanlar ile meclis aritmetiği için bir virgül bile olamayarak teslim olan belediye meclis üyelerinin kararları değerlendirilirken, Zülfü Livaneli'nin Mikis Theodorakis'e ithafında dönüp dönüp sorduğu soru hatırlanıyor: Dostum Mikis, söyle, kimiz biz? Mesele siyasete girmek ya da girmemek değil. Mesele, siyasete girerken taşıdığınız ilkelerle makamda kalmak için benimsediğiniz ilkelerin aynı kalıp kalmaması. Bazı insanlar ancak bir makama oturduğunda o makam sayesinde büyür, daha doğrusu gözlerde büyütülür. Güçlenir, ilk kez var olur.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…