İçeriğe geç
  • Dolar 49,4220 ▲ %0,04
  • Euro 55,6271 ▲ %0,83
  • Sterlin 65,7257 ▲ %0,79
  • Gram Altın 6.605,20 ▲ %1,30
  • Çeyrek Altın 10.638,21 • %0,00
  • Gümüş 90,10 ▲ %1,91
  • Bitcoin 4.016.965 ▼ %2,92
  • BIST 100 12.099,70 ▼ %0,15

Gündem

Bir Ankara okuması

Ankara'nın başkent oluşunun yıldönümünde bu öneriyi bir başka açıyla yeniden düşünmek, bizi Cumhuriyet'in kent tasavvuruna götürüyor. 13 Ekim 1923'te başkent olan Ankara, yeni kurulan devletin yönetim merkezinden ibaret değildi. Cumhuriyet, burada kurulan kurumlarıyla birlikte yeni bir kamusal hayat, yeni bir eğitim ve kültür ortamı, yeni bir yurttaşlık fikr

"Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur." Geçen hafta İoanna Kuçuradi'nin yitiminin ardından yeniden gündeme gelen bu cümlenin işaret ettiği eğitim, kültür ve gelişim anlayışına değinmiştim. Üniversite öncesi eğitimde felsefeye yer açılmasının düşünme biçimlerini ve buna bağlı olarak algı ve muhakeme gücünü değiştirerek analitik düşünce yetisinin her alana yansıyacak güçlü bir zemin yaratacağını söylüyordu Kuçuradi. Eğitim, onun sözünde bir toplumun geleceğini kurma sorumluluğuydu.

Ankara'nın başkent oluşunun yıldönümünde bu öneriyi bir başka açıyla yeniden düşünmek, bizi Cumhuriyet'in kent tasavvuruna götürüyor. 13 Ekim 1923'te başkent olan Ankara, yeni kurulan devletin yönetim merkezinden ibaret değildi. Cumhuriyet, burada kurulan kurumlarıyla birlikte yeni bir kamusal hayat, yeni bir eğitim ve kültür ortamı, yeni bir yurttaşlık fikri kurmayı amaçlıyordu. Ankara'nın başkentliği, nasıl bir toplum nasıl bir gelecek sorusuyla doğrudan ilgiliydi.

Funda Şenol Cantek, "Yaban"lar ve Yerliler'de Ankara'nın başkent olarak kuruluşunu "tutkularla ve sancılarla yüklü" bir süreç olarak ele alıyor. Kent, yeni ulusun temsil edildiği bir mekân ve halkı yurttaşa dönüştürme projesinin "sosyal şantiyesi" olarak anlatılıyor. Cantek'in bir söyleşideki şu cümlesi de bu tasavvurun neden Ankara'da somutlaştığını açıklıyor: "Her başkent, ulus devleti temsil etsin kaygısıyla tasarlanır." Bu kuruluş hikâyesi, yeni bir başkentin nasıl oluştuğunun yanı sıra yeni gelenlerle yerelin, modernleşme idealiyle gündelik hayatın nasıl karşılaştığını da içeriyor.

Başkentte kurulan hayatın bilgi ve kültür kurumlarında görülen izleri önemlidir. Musiki Muallim Mektebi (1924), Türk Tarih Kurumu (1931), Türk Dil Kurumu (1932) ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (1935), araştırma, eğitim ve yayıncılığın yeni bir merkezde örgütlenmesi çabasının parçalarıydı. Ankara Devlet Konservatuvarı'nın açılması (1936), Devlet Tiyatrosu'nun (1949) ve Devlet Opera ve Balesi'nin (1958) kuruluşuyla bu çaba sanat alanında da sürdü. O ilk yılların yol açan düşünce zemini kentte ilerleyen yıllarda da hissedilir olmuştu. Mülkiyeliler Birliği, Sanat Sevenler Derneği gibi buluşma alanları toplumun sesi oluyor, aydınları ağırlıyordu. Türkiye Felsefe Kurumu'nun 1974'te Ankara'da kurulan çevresi de felsefi düşüncenin üniversitenin dışına, kamusal hayata taşınması fikrini taşıyordu. Bu kurumlar, Cumhuriyet'in aydınlanma ve gelişme iddiasının farklı dönemlerde biçimlendiği mekânlardı.

Seminerler, yayınlar, şiir ve tiyatro etkinlikleri, sergiler ve kuşakları buluşturan çalışmalarıyla Ankara'nın düşünce ve sanat hayatı tüm ülkeye uzanan bir ortak fikir ve üretim hattı kuruyordu. Sevgili Eren Aysan'la birlikte hazırladığımız Bir Dem Ankara kitabımızda, bu entelektüel zeminde Cumhuriyet'in ilk yıllarında Atatürk'ün öngörüsü ve teşvikiyle şekillenen; evlerden sokağa, kamusal alanlara taşan buluşma çevrelerinden başlayarak kuşaklara yayılan mekânlara ilişkin kayıt tutarken Ankara'nın kültürel hayatını, dolayısıyla kimliğini taşıyan bir anlayışı ve birbirinden beslenerek gelişen sürekliliği kayda geçirmeye çalıştık. Bilinçli hamlelerle baskılanan ve söndürülen bu kültürel zenginliğin sistemli yozlaşmayla popülizme ve başkent Ankara'nın geçmiş bozkırına teslim edilişinin acısını iliklerimize kadar hissederek.

Ankara'yı yazan edebiyatçılar ve akademisyenler, başkent fikrinin kentte ve insanlarda bıraktığı izleri farklı dönemlerden yansımalarla gösteriyor bize. Tanpınar, Beş Şehir'de Ankara'nın tarih katmanlarını ve Millî Mücadele'yi birlikte düşünür; kent ona "destanî ve muharip" görünür. Yakup Kadri'nin Ankara romanı, Millî Mücadele'den Cumhuriyet'in kuruluşuna uzanırken yeni toplum idealini ve bu idealin hayatla karşılaştığı gerilimleri anlatır. Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak'ı ise Cumhuriyet'in ilk kuşağının idealleriyle sonraki yılların toplumsal ve siyasal gerçekliği arasındaki mesafeyi düşündürür. Sevgi Soysal'ın Yenişehir'de Bir Öğle Vakti romanı, başkentin değişen sokaklarında farklı sınıfların ve hayatların karşılaşmasını izler. Roman, 1970'lerin toplumsal ve siyasal gerilimlerinin de bir kaydını tutar. Cumhuriyet Ankara'sı böylece yalnızca bir başarı anlatısı değil; umutların, çelişkilerin ve toplumsal değişimin birlikte görüldüğü bir edebiyat alanına dönüşür.

Bu değişimin ve kentin belleğinde bıraktığı izlerin tanıkları sonraki yıllarda da karşımıza çıkar. Gültekin Emre'nin Yitik Kent Ankara'sı, kentin değişimini ve göçle gelen hayatları başka bir kuşağın tanıklığından aktarır. Funda Şenol Cantek'in Sanki Viran Ankara'sı kentin gündelik hayatına, mahallelerine ve dönüşümüne bakar. Tezcan Karakuş Candan'ın Başkenti Savunmak'ı ise Cumhuriyet'in mimari ve kültürel mirasına yönelik müdahaleleri ve bu mirası korumak için verilen mücadeleyi kayda geçirir. Böylece Ankara'nın kültürel tarihi, bir araya gelmeyi ve üretmeyi mümkün kılan ilişkiler üzerinden okunabilir.

Bu başkentin başkalığı, yalnızca yeni bir rejimin merkezine dönüşmesiyle değil, temsil ettiği değerlerle şekillenmişti. Laik ve kamusal yaşam, eğitim ve bilim, kültürel üretim, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek fikri. Tezcan Karakuş Candan, Başkenti Savunmak'ta Cumhuriyet'in mimari ve kültürel mirasının tahribatını bu değerlerle birlikte ele alıyor. Atatürk Orman Çiftliği'nden Gar çevresine, Havagazı Fabrikası'ndan Sümerbank binasına uzanan kayıpları, yalnızca yapıların ortadan kalkması olarak değil, bu yapıların temsil ettiği tarihsel hafızaya yönelik müdahaleler olarak okuyor. Candan'ın değerlendirmesinde Ankara'nın mimari mirası üzerindeki "mekân hıncı"nın hedefinde Cumhuriyet, özgürlük, demokrasi ve laik yaşam var.

Cumhuriyet Ankara'sını anmak, onu pürüzsüz ve ütopik bir bakışla çatışmasız bir kent olarak yüceltmek şeklinde olmamalı. Funda Şenol Cantek'in çalışmaları da başkent kurma projesinin içindeki gerilimleri, eski ve yeni sakinler arasındaki mesafeyi, modernleşmenin gündelik hayata nasıl yansıdığını gösteriyor. Ankara'yı anlamak, hem kurulmak istenen dünyaya hem de bu dünyayı yaşarken ortaya çıkan çelişkilere bakmayı gerektiriyor. Bugün kentin kamusal alanları ve Cumhuriyet yapıları üzerindeki müdahaleleri tartışırken de bu tarihsel bağ önemini koruyor.

Kuçuradi'nin eğitim çağrısı ile Ankara'nın başkent hikâyesi burada birleşiyor. Bir ülkenin geleceği içi boşaltılan bir rejimin anlamından koparılan kavramlarla süslü tarifinden, kimliğinden koparılmış geriye adı kalmış kurumlarından çok o kurumların taşıdığı düşünme ve yaşama olanaklarıyla kurulur. Başkent kültürünü yaşatmak da Cumhuriyet'in aydınlanma, eşitlik ve ortak hayat iddiasını bugünde sürdürebilmektir.

OKUMA ÖNERİLERİ

  • Eren Aysan-Zeynep Altıok Akatlı, Bir Dem Ankara
  • Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir — "Ankara" bölümü
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara
  • Sevgi Soysal, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti
  • Funda Şenol Cantek, "Yaban"lar ve Yerliler: Başkent Olma Sürecinde Ankara
  • Funda Şenol Cantek, İcad Edilmiş Şehir: Ankara
  • Funda Şenol Cantek, Sanki Viran Ankara
  • Gültekin Emre, Yitik Kent Ankara
  • Necati Tonga, Bir Edebî Muhit Olarak Ankara (1923–1980)
  • Tezcan Karakuş Candan, Başkenti Savunmak
  • Ali Cengizkan, Ankara'nın İlk Planı: 1924–25 Lörcher Planı
  • Ali Cengizkan, Atatürk'ün Plancısı Jansen'in Ankarası: Planlanan ve Gerçekleşen (1927–1939)

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…